Rahmet Peygamberi

Yazar: Nedvi
Aldığım notlar:

  • Yahudilerin, Tevrattan üstün tuttukları ve 6.asırda elden ele dolaştırdıkları Babil Tamud’u yahudi toplumunun bu asırda dini zevkin bozulması ve akli inhitat açısından ne seviyeye düştüğünü gösterir.
    Talmud: Yahudi dinini ve kurallarını öğreten kitapdır.
  • Hristiyanlık azizlerin uluhiyet sıfatlarını taşıdığını kabul eden yeni bir inanç şeklini aldı. Erisiyyin denilen bir hristiyan zümrenin akidesine göre bu evliya ve azizler; uluhiyet sıfatlarını haiz olup Allah ile insan arasında aracı idiler. Bunlar ortaçağın kutsal bir sembolü oldular.
  • Mecüsilere gelince, bunların en büyüğü ateş olan tabii unsurlara taptıkları çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Son zamanlarda da ateşe tapmaya başladılar ve onun adına büyük madebler ve tapınaklar yaptılar. Ateşgedeler ülkenin her tarafına yayılmıştı. Bunun kendine has kuralları ve ince esasları vardı. Ateşperestlik ve Güneşi takdis etmek dışındaki bütün inançlar yok olunca din, hususi mekanlarda yaptıkları ibadet ve ayinlerden ibaret kalmıştı. Fakat mabedlerin dışındaki hareketlerinde serbesttiler, istedikleri gibi hareket edebiliyorlardı. Mecusilerle dinsizler ve ahlak ve amel itibariyle her şeyi mübah görenler arasında hiçbir fark kalmamıştı.

İran halkı dua ederken ateşe dönerlerdi. Sasanilerin son hükümdarı Yezdücerd bir defasında güneşe yemin ederken şöyle demişti: Andolsun en büyük tanrı Güneş’e.

Her geçen asırda giderek düalizme yaklaştılar ve bu zamanla onların şiarı oldu. İki ilaha inandılar. Bunlardan biri Nur veya hayır ilahı olup Ahuramazda veya Yezdan diye isimlendirilirdi. İkincisi ise Ehrimen dedikleri şer ilahıydı. Bu iki ilah arasında mücadele ve savaş  hiç eksik olmazdı.

  • Orta asya ve hindisyanda yayılmış olan budizm’e gelince; bu din her gittiği yere putları da beraberinde götüren bir putperestliğe dönüşmüştü. Onlar ayak bastıkları her yerde putlar yapıyor, Buda’nın heykellerini dikiyorlardı.
    Budizm başlangıçta ilah fikrini kabul etmezdi. Fakat zamanla Buda en büyük ilah halini aldı.
  • Hindistanın asıl dini olan Brahmanizm’e gelince, bu dinin en belirgin özelliği tanrılarının ve mabudlarının çokluğudur. Burada putperestlik 6.asırda zirveye ulaştı. Bu dönemde ilahların sayısı 330 milyonu buluyordu. Her şaheser, her korkunç, her faydalı şey tapılan bir ilah olmuştu. Bu dönemde heykeltıraşlık sanatı rağbet kazandı.
  • Şüphesiz ki, putperestlik o günkü dünyanın her tarafına yayılmıştı. Atlas okyanusundan pasifik okyanusuna kadar bütün dünya putperestliğe boğulmuştu. Sanki hristiyanlık, sami dinler ve budizm, putları ta’zim ve takdis etmekte, tıpkı yarış atları gibi birbiriyle yarış halindeydiler.
  • Eski çağda Hz. İbrahim’in dinine inanan ve Kabe’nin bulunduğu bölgede yaşayan Araplara gelince; Araplari peygamberden ve peygamberlikten uzun süre uzak kaldıklarından dolayı, benzerini ancak Hindistan’daki Brahmanizm’de görebileceğimiz akıl dışı bir putperestliğe mübtela oldular. Şirkte ileri gidip Allah’tan başka ilahlar edildiler. Kainatın idaresinde onların da söz sahibi, fayda veya zarar verebilecek, var ya da yok edebilecek güçte olduklarına inandılar. Bütün millet en çirkin şekliyle putperestliğe gömüldü. Her kabilenin, her yörenin ve her şehrin hususi bir putu, hatta putlar için yapılmış evleri bile vardı.
  • Doğu Roma İmparatorluğu’nda rüşvet ve yolsuzluk çoğalmış, vergiler kat kat artmıştı. Öyle ki, ülke halkı her yabancı hükümeti, kendi hükümetlerine tercih edecek hale gelmişti. Karışıklık ve ihtilaller birbirini takip ediyordu. 532 tarihinde Konstantiniyye’de 30.000 kişi ölmüştü. Halkın yegane düşüncesi hangi yoldan olursa olsun para kazanmak, sonra da onu zevk ve eğlence uğrunda harcamaktı. Zevk ve sefahatte çok ileri gittiler. Dinsizlik, halkın kafasına iyice yerleşmişti, ruhbanlık yaygındı. Sıradan adamlar ülke içinde dini bahislere girmeye ve onunla meşgul olmaya başlamışlardı. Öte yandan eğlence ve oyunun her çeşidine ve lüks içinde yaşamaya aşırı derecede düşkündüler.
  • Rumlar, mahkum milletler için en ufak bir şefkat hissi duymazdı. Borçlarını ödeyebilmek için çocuklarını satan Suriyelilerin sayısı az değildi.
  • Sasani İmparatorluğu
    Zerdüştlük, İran’ın Mazdeizm’den önceki eski diniydi. Bu dinin kurucusu Zerdüşt çoğunlukla kabul edildiği gibi MÖ 7.yüzyılda yaşamıştı. Bu din, ortaya çıktığı ilk günden itibaren nur ile zulmet, iyi ruhla kötü ruh veya hayır ilahıyla şer ilahı arasında süregelen bir savaş esası üzerine kurulmuştur.

Mazdek miladi 5.asırda ortaya çıktı. Kadınların, mal ve mülkünün bütün insanların ortak malı olduğunu ilan etti. Onun bu propagandası büyük bir kabul gördü. Mazdek’in adamları herhangi bir şahsın evine girer, aile ve mülküne zorla sahip olurlar, ev sahibi onların bu tecavüzüne mani olamazdı. Bir İran vesikasında şu sözler yer alıyordu: Halkın namusuna yer uzatıldı ve hayasızlık yaygınlaştı. Ahlaksız, işsiz, güçsüz, şerefli bir maziden mahrum, millet olmayı aklından bile geçirmeyen, hiçbir maharet ve güzel vasıflara sahip olmayan bir nesil yetişti. Söz taşımakta, entrikada, iftira ve bühtanda çok başarılıydılar. Bunlar geçimini temin etmek, makam ve servete kavuşmak için bir vasıta edinmişlerdi.
6.yüzyılda Sasani krallarına tanrı gibi bakılırdı. İmparatora ismiyle hitap edilemezdi. Ülke gelirlerinin tamamı krala aitti. Ülkede aşırı zevk, aşırı lüks yaygındı. Bu hal İran Kisralarının sonuncusu Yezdücerd devrinde zirveye ulaşmıştı. Başkent medayin’i terk ederken yanına bin şarkıcı, bin kaplan, bin doğan bakıcısı ve diğer maiyyetini alan Yezdücerd bu sayıyı az görüp, kendini sıradan bir insan olarak görüyordu. Bu halini acınacak ve ağıt yakılacak hal olarak görüyordu. Halk ağır vergilerin altında zayıf ve fakir düşüyordu. Elleri kelepçeli, ayakları bağlı olarak dolaşıyorlar ve hayvanlar gibi bir hayat sürüyorlardı.

  • Hindistan
    Eski çağda matematik, astronomi ve tıb ilimlerindeki başarılarıyla ve derin felsefi düşünceleriyle kendini gösteren Hindistan, tarihçilerin ittifakla belirttiklerine göre, Miladi 6.asrın başlarında dini ve ictimai açıdan en aşağı seviyedeydi. Hayasızlık mabedlerde öyle yaygınlaşmıştı ki, artık ayıp bile sayılmıyordu. Çünkü bizzat din buna kutsal bir renk katmıştı. Kadının hiçbir önemi ve değeri yoktu. İffetinden söz edilemezdi. Bir adam karısını kumar masasında kaybedebilirdi. Kocası ölen kadın diri diri toprağa gömülme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bu kadınlar, kocalarına olan saygılarını göstermek için kendilerini yakarlardı.

Hint halkı 4 sınıfa ayrılırdı:
1- Kahinler ve din adamları sınıfı (Brahmanlar)

2- Muharipler ve askeri sınıf

3- Tarım ve ticaretle uğraşanlar

4- Hizmetçiler sınıfı

Kainatın yaratıcısı hizmetçileri ayaklarından yaratmıştır, bu nedenle onlar öteki üç tabakaya hizmet etmekle mükelleftir. Brahmanlar, günahları ve amelleri sebebiyle diğer üç zümreyi yok etse bile suçsuzdur. O bütün günahları bağışlanmış insandır. Ona vergi tahakkuk ettirilmesi caiz değildir. Hiçbir zaman ölümle cezalandırılamaz.

  • Arap Yarımadası
    Onların ahlakı iyice bozulmuş, içki ve kumara düşmüşlerdi. Yağmacılık ve yol kesicilik yaygındı. Kadının mevki ve itibarı çok düşüktü. Erkekler diledikleri kadar kadınla evlenebilirdi. Savaşa çok düşkündüler. Kan dökmek çok basit bir olaydı ve savaşlar yıllarca devam eder, binlerce kişi ölürdü.
  • İslamiye Tebliğ Niçin Arap Yarımadasında Başladı?
    Çünkü Arapların gönül levhaları tertemizdi. Kalblerine, izalesi ve ortadan kaldırılması zor olan derin ve ince yazılar yazılmamıştı. Rumlar, İranlılar ve Hintliler ise yolunu şaşırmış, ilimleriyle ve büyüleyici edebiyatlarıyla gururlanıyorlardı. Özetle, araplar tedavisi kolay basit bir cehalet içindeydiler, diğer milletler ise tedavisi ve yok edilmesi çok zor bir cehalet içindeydiler.
  • En’am 124: Allah peygamberliği kime vereceğini en iyi bilendir.
  • Hz İbrahim Mekke’ye gittiği zaman bu şehir, üstünde bitki örtüsü olmayan dağlarla çevrili bir vadi içindeydi. Orada insanların yaşayabilmesi için lüzumlu hiçbir şey yoktu. Ne ekin vardı ne de su.
    Hz İbrahim, putperestlikten kaçmak ve yalnızca Allah’a ibadet edilecek bir merkez tesis etmek düşüncesiyle Mekke’ye geldi.
  • Fil Vakası miladi 570 yılında olmuştur.
  • Kureyş kabilesinin yılda iki ticari seyahati vardı. Bunlardan biri yaz mevsiminde Suriye’ye, diğeri de kışın Yemen’e. Onlara göre hac ayları haram aylardı. Bu aylarda Kabenin yanında ve haremin sınırları dahilinde ticari pazarlar kurarlardı.
  • Zenginler kışı Mekke’de geçirir, yazlığa Taif’e giderlerdi, Mekkeli gençler de güzel giyinmeye dikkat ederlerdi.
  • Mekke’den gönderilen en değerli hediye deriydi.
  • Abdulmuttalip torununa Muhammed adını verdi. Böyle bir ismi ilk defa duyan Araplar, bunu tuhaf karşıladılar.
  • Resulullah amcası Ebu Talip’le ilk ticari seyahate çıktığında 9 yaşındaydı. Bahira adındaki rahip kafileyle çok ilgilendi. Resuli ekremi görünce onunla çok ilgilendi ve nübüvvet alametleri taşıdığını anladı. Ebu talib’e: onu memleketine geri götür dedi ve Ebu talip onu Mekke’ye geri götürdü.
  • Medine’de halkın büyük bir kısmı Yahudilerden iğrenirdi. Çünkü onlar faizcilik yaparak servet ve zenginliğe kavuşmuşlardı.
  • Ebu cehil ölümüne ramak kalmışken: “Bir çiftçinin elinden ölümü tatmasaydım, üzülmezdim.” Diyordu.
  • Yesrib şehri tabiat şartları itibariyle tarım alanıydı. Halkın geçim kaynağı çiftçilikti.
  • Hudeybiye anlaşması sonrası gelen vahiy: Ey müminler belki de hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlı; sevdiğiniz veya hoşunuza giden bir şey de, hakkınızda kötü olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  • Hayber bir Yahudi kolonisi olup müstahkem kalelere sahipti.
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir