Kafa Karıştıran Kelimeler

Yazar: Rasim Özdenören

Herkese tavsiye ettiğim bir kitap.

Aldığım notlar:

  • Türkiye’de hali hazırda yoğun bir kimlik sorunu yaşandığını kabul ediyoruz. Bu kabulün sebebini şöyle izah edebiliriz. Devlet, Tanzimattan başlayıp Meşrutiyetlerden geçerek ve Cumhuriyet döneminde İslam’la ilişkisini giderek azalttı ve sonunda bu ilişkiyi kökten kopardı. Ama insanlar devlete rağmen İslam’la ilişkisini sürdürdüler.
  • Demagoji: Bu kelime günlük konuşma dilinde yanıltacak yolda söz söylemek anlamını taşıyor. Görünüşte doğru, mantıkça eksiği bulunmayan aslındaysa etrafı aldatmak için söylenen sözdür. Örneğin: Kendini alim sanan birini sabah namazına kaldırsalar, o da kendini uyandırmaya gelen kimselere “Alimlerin uykusu da ibadet yerine geçer.” dese bu cümle demagojidir. Demagog yeni bir gerçek söylemez, bilinen gerçeklerden yararlanarak hakikati saptırır.
  • Entelektüalizm: Emniyetsiz bir düşünme tarzıdır. Genellikle deneye, gerçeklere sırtını dönmüş olduğu için,bu düşünme tarzı insanı bütünüyle kurgusal bir dünyaya ulaştırır. Yalnız Batı’da değil, İslam tarihinde de bazıları entelektüalizme katılmaktan kurtulamamıştır. Örnek: İçki içen bir Müslüman kafir olmuştur.
    Çünkü içki içmek Kuran’da yasak edilmiştir. Allah’ın yasak ettiği buyruğa karşı çıkmak Allah’a isyan etmekle eşanlamlıdır. Öyleyse içki içen kafirdir. Görüldüğü gibi, bu örnekte içki içenlerin tümü aynı kaba konulmuştur. Bir insan gerçekten yukarıdaki mülahaza ile içki içiyorsa kafir olmuştur. Ama içki içenlerin tamamını genellemek, içki içenlerin hepsine kafir demek yanlıştır. İçki içen kimse, bunu Allah’ın koyduğu bir yasak olduğunu inkar etmeden de içebilir. Bu taktirde kafir değil günahkardır.
  • Rasyonalizm: (Akılcılık). Bilginin kaynağının akıl olduğunu savunur. Aklın dışında başka kaynak yoktur. Bu görüşü uç noktalara götürdüğümüzde tanrı fikrinin de akıldan çıktığı, dolayısıyla dinin insanoğlunun bir icadı olduğu sonucuna ulaşmamız gerekecektir.
    Şuraya geliyoruz: Felsefeye özgü terimlerle İslamın yerini belirleyemeyeceğimiz gibi, izm’lere İslami düşünce tarzı içinde bir yer biçmeye çalışmak da abes bir çaba olacaktır. Çünkü İslam kendini Vahiy’le tanımlar, felsefe görüşleriyle değil.
  • Pozitivizmin amacı: 19. Yüzyılda ortaya konulan ve bilimi yönlendirmeye matuf pozitivist anlayışa göre: sadece elle tutulup gözle görülen, deney konusu olabilen, deneylerinin tekrarlanma imkanı olan şeyler, kısacası 5 duyumuzla deneyebildiğimiz alan içine giren olgular hakikat olabilirdi ve bunun dışında kalan herşey bilim dışı iddia sayılırdı.
    Pozitivizm, rasyonalizmin bir adım daha ileriye götürülmesidir. Rasyonalizmde bilginin kaynağı akıl diye kabul edilirken, pozitivizm deneydir diyor.
  • Hümanizm akımı Tevrat ve İncil’in insan hakkındaki beyanlarını yalan çıkartma çabasının ürünüdür. Orta çağ Avrupası’nda dogmatizm denilen ve kutsal kitaplara kayıtsız şartsız teslim olmayı öngören dünya ve hayat anlayışı, hümanistler tarafından insanı aşağılatıcı bir anlayış olarak yorumlandı.

İnsanın kaynağını bilmediği beyanlara teslim olmaya amade bir kafa yapısı taşıması onun kişiliğine indirilmiş darbe sayıldı. Kafası, beyni ve aklı olan insanın kendini yaratabileceği öne sürüldü. İnsan kendi değerlerini kendisi yaratmalıdır deniyordu. Böylece, Kitabı Mukaddesin beyan ettiği tanrı anlatışı bertaraf edilmeye çalışılırken insanın kendisi yepyeni bir tanrı olarak dünya sahnesine çıkartılıyordu.
Genelde sanılıyor ki, hümanizma bütün insanlara insanca muamele etmenin, en azından böyle bir hevesin ve arzunun ifadesidir. Nitekim bir dünya devleti kurma idealinden bahseden düşünürlere bakıldığında bunlar söz konusu devletin efendileri, yöneticileri, ağaları olarak Avrupa insanına merkezi bir yer verirken, dünyanın öteki bölgelerinde yaşayan insanlara köle, kul olarak bakarlar. Dünya devleti idealinden ilk defa sistematik olarak bahseden Dante’ ye bakınız. Ona göre insanlar evrensel bir devlet kurmalıdır, ancak bu devletin yöneticileri Romalılar olmalıdır. Çünkü Romalılar soylu insanlardır ve yönetmeye alışıklardır.

  • Muhafazakar(Tutucu): Yeni düzene eski alışkanlıkları dolayısıyla uymakta güçlük çeken ve sırf bu nedenle karşı koyan kimseye tutucu denmiştir ve kınanmıştır.
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir