İslam Peygamberi

Yazar: Muhammed Hamidullah

  • Mekke, Kuran’ın ifadesine göre Ziraat yapılmayan bir vadidir. Böylesine bir muhitte sanayi de mevzu bahis olamaz. Mekkeliler hiç de göçebe değillerdi. En azından iki bin seneden beri yerleşik bir hayat sürüyorlardı ve en büyük meşgaleleri de kervan ticareti idi.O devirlerde Avrupa’nın Hindistan ve Çin ile olan ticareti ise Arabistan üzerinden geçmekteydi.
  • İslam ortaya çıktığı sırada Mekkeliler putperest müşrik bir inançta bulunmakla birlikte, Vahid ve Kahhar sıfatlarını taşıyan üstün bir Allah düşüncesine esasen sahiptirler.
  • İslam’ın ortaya çıktığı sırada Mekke şehrinin nüfusu azadlı köleler de dahil onbine ulaşmaktaydı.
  • Abdulmuttalib vefat ettiğinde Mekke’de tutulan yas o derece büyük oldu ki şehrin çarşısı günlerce kapalı kaldı.
  • Ebu Leheb, babasının vefatını müteakip kısa zaman içinde kendini içki ve hazır yiyicilik hayatına kaptıran bir sefih kimse olup çıktığını görüyoruz, bir defasında o, şarap satın almak ve şarkıcı kadınlara dağıtmak üzere para elde etmek için, Kabe adına adanmış mücevheratı çalacak kadar ileri gitmişti.
  • Rahip Bahira, misafirlerine diğer konular arasında bu inanıştan bahsetmiş olabilir. Ancak dokuz yaşındaki bir çocuğun, hassaten o devirde horlanan Bedeviler arasında görülen bir çocuğun yüz ifadelerinden müstakbel Resulü Hristiyan bir rahibin tanıyıp çıkarabileceğini sanmak safdillilik olacaktır.
  • Mekkeliler, Hılf’ul Fudül sosyal müessesesinden pek gurur duyuyordu. Fena tarafı ise bu teşkilat kendi içine yeni üyeler almıyordu ve otuz yıl içinde son üyesinin de ölümüyle teşkilatın kökü kurumuştur.
  • Evliliklerinin ilk on yılı içinde Hatice altı çocuk dünyaya getirmiştir. İlki Kaasım adını taşıyan oğluydu ancak o süt çocuğu iken vefat etmişti ki henüz yürüme çabaları içine girmişti.
  • Peygamberimiz: Vahyin bana geldiği bütün hallerden hiç biri yoktur ki bunda ben ruhumun içimden çekilip gittiğini hissetmemiş olayım.
  • İlk vahyin yahut ilk vahiylerin alınmasından sonra geçici bir kesiklik devresi(Fetret) hasıl olmuştu. Bazı kimseler onu, Allah’ının artık kendisini terkettiğini söyleyerek iğnelemeye başladılar. Akabinde vahiy geldi: Doğan güne ant olsun. Her şeyi örttüğü andaki geceye andolsun ki Rabbin seni terk etmedi, sana hiç de darılmadı. Muhakkak ki Ahiret, senin için bu dünyadan hayırlıdır. Ve muhakkak ki Rabbin sana nasip edecek de sen hoşnut olacaksın. O seni bir öksüz olarak bulup da sana bir barınak, bir himaye temin etmedi mi? Ve seni kaybolmuş bulup da doğru yola ulaştırmadı mı? Ve seni, geçimi başkasının elinde bir kimse olarak bulup da efendi haline getirmedi mi? O halde öksüze gelince, ona sakın kahretme. Ve isteyen, dilenen kimseyi de uzaklaştırıp kovma. Ve rabbinin nimetlerini durma anlat.
  • Hamza avcılıkla geçinirdi. Vaktini çöllük yerlerde geçirir, dağda tepede dolaşır, ormanlarda gezinir, her çeşit hayvanları avlar, manevi meselelerle hiç mi hiç meşgul olmazdı. Bir gün her zamanki gibi av dönüşü şehre girdiğinde, adet olduğu veçhile evine gitmeden önce Kabe etrafında dönüşlerine başladı. O sırada yayı omuzunda ve okları belinde bulunuyordu ki kölesi çıkageldi ve kendisine ebu Cehil’in kendi yeğeni Muhammed’e her zamankinden feci bir şekilde eziyette bulunduğunu anlattı. Hamza öfkelendi ve hemen Ebu Cehil’in yanına koştu ve madeni yayı ile ona öyle bir vurdu ki kendisini ağır bir şekilde yaraladı. Ona şöyle dedi: Sen Muhammed’i tamamen kendi başına mı bırakıldığını mı sanıyorsun? Şunu dinle: İşte ben de onun dinini kabul ettim. İster sen, ister cesareti olan kim varsa gelsin dövüşelim hadi.
  • Muhammed As, şehir sokaklarında hakaret, kötü muamele ve eziyetlere maruz kaldığı zaman Ebu Sufyan’ın evine sığınıyor ve buradadır ki himaye ev emniyete kavuşuyordu. Resulullah o sırada azgın bir İslam düşmanı olan Ebu Süfyanın bu hareket ve davranışını asla unutmamıştır.
  • Rukane Mekkede şöhretli bir güreşçi idi. Kendisi o derece iri ve o kadar kuvvetli idi ki, şayet bir sığır yahut deve derisi yere serilse ve o bunun üzerinde ayakta dursa, halk da bu deriye uçlarından çekip asılsa, o durduğu yerde durur, kımıldamaz ve fakat deri yırtılırdı.
  • Miraç olayında mühim olan şey bir insanın Allah’a doğru yücelişidir. Yoksa bunun nasıllığı ve nerede cereyan ettiği değildir. Bu olayı turistik ce coğrafi bir olay olarak değerlendirmemek gerekir.
  • Tevrat, Musa’ya gelen on emirden bahsederse de, Kuran bu mevzuda(17/101): Biz Musa’ya dokuz işaret gönderdik. Cumartesi günü çalışmayla ilgili olan hususta farklılık var.
  • Kuran’da ayet: Allah hiç kimseye güç ve kabiliyetini aşan bir mükellefiyet yüklemez.
  • Medine’de islam öncesinde erkeklerden pek sınırlı sayıda bir kısmın okuma yazması vardı. Yahudiler kesin olarak arapça konuşuyorlar ve öyle anlaşılıyor ki bu dili ibrani alfabesiyle yazıyorlardı.
  • İsmail peygamberin annesi Hacer, Mısır Kralı’nın kızıydı.
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir