Çağdaş Fikir Akımları

Yazar: Prof. Muhammed Kutub

Bu yazıda yazacaklarım kitabı okurken aldığım notlar ve altını çizdiğim kısımlardır.

Abdülhamidin kurtlarla dansı kitabını okumadan önce bu kitabın 624-625-626 sayfalarını oku.

Namusu korumak, zirai toplumlarda tabii bir durumdur. Zirai safhanın ekonomik durumu bunu gerektirir. Kimse bunu garip karşılamaz, karşı da çıkmaz. Fakat sanayi toplumuna geçtiğimiz zaman kadının ekonomik bağımsızlığına kavuşup kendi ihtiyacını kendisinin karşılamaya başlamasıyla namus önemini yitirir. Bu sayede kadın artık erkeğin eline bakmaz. Erkeğin, kadından iffet sahibi olmasını isteme hakkı da ortadan kalkar. Evlendikten sonra da yalnız kendisinin olmasını isteme hakkı da ortadan kalkar. Dolayısıyla iffetin önemli olduğunu söyleyen veya önemini korumasını isteyen bir kimse gerici olur.

Amerikalı filozof Will Durantın Mebahicul Felsefe kitabının 126.sayfasından alıntı:
Şehir hayatı, insanlara cinsi ilişki kurmayı gerektiren ve bunu kolaylaştıran her türlü yolu sunmakla birlikte, aynı zamanda evlenmekten alıkoyan çeşitli engelleyici unsurlara da sahipti. Cinsi gelişim öncesine kıyasla erken gelişiyordu, diğer taraftan iktisadi gelişme ise gecikiyordu. Zirai-ekonomik dönemde cinsel arzunun engellenmesi pratik ve akla yatkın bir durumken, erkeğin evliliğini otuz yaşına kadar geciktiren sanayi uygarlığında hem zor, hem de gayrii tabii idi. Böylece, nefsin zaptedilme gücü zayıfladı, fazilet olarak değerlendirilen iffet alay konusu haline geldi, haya ortadan kalktı, erkeklerin günahlarını sayıp dökmesi iftihar oldu, evlilikten önce cinsel ilişki alışılagelen bir şey sayıldı, zirai toplumun ahlaki kanunları darmadağın oldu.

Bu paragrafı çıktı al:
Bir insan zulüm yapabilir ve ölünceye kadar dünya hayatında ceza almaksızın zalim olarak varlığını sürdürebilir. Yine bir insan zulme uğrayabilir ve yüce Allah, dünya hayatında ona zulmedenden intikamını almaksızın ölünceye kadar mazlum olarak yaşayabilir. Anca her şey bu noktada bitmiyor. Çünkü son durak: “O gün Allah onlara hak ettikleri cezalarını tam verir” (Nur,25) diye nitelendirdiği ahiret günü vardır. Orada her şey tastamam karşılığını bulur.

Birleşmiş Milletler büyük devletlerin küçük devletlere karşı saldırgan politikasına örtü görevi yapmak için kurulmuştur. Eğer düşmanlık ve haksızlık Müslümanlara yapılıyorsa, yeryüzünün neresinde olursa olsun o zaman bu saygıdeğer kurum en iyi ihtimalle protesto eder. Müslümanlar kendilerine yapılan haksızlığı savunduklarında ise BM oraya asker gönderir.

Çarpıtılmış ilim, ateizmi yaymak için bir araç olarak kullanıldığı gibi, bu ilmin meyveleri de ahlakı bozmak için kullanılır. Bunun en açık örneği gebeliği önleme haplarıdır. Söz konusu haplar, isteyen her kıza reçetesiz ve düşük bir ücret karşılığında verilmekte, çünkü bu haplar yeryüzünde fuhşun yayılması için müthiş bir araçtır. Çünkü meşru olmayan cinsel ilişkilerin sonuçlarından emin olabilen genç kızın, birtakım sıkıntıların ortaya çıkmasından korkan kıza göre ayağı daha rahat kayar.

Diyalektik Materyalizm

Diyalektik düşüncede temel, kainatta ve hayatta birtakım çelişkilerin varlığını kabul eden ve bunları yorumlayan felsefi düşünceyi araştırmaktı.

Daha basit diyalektik örneği: Belirli yönde bir güç vardır, tam bunun karşısında ise bunun zıddı olan başka bir güç vardır. Birinci gücün tümüyle yok olmamakla birlikte yenilgisi ve tam bir galibiyet olmamakla beraber zaferiyle sonuçlanan bir mücadele ortaya çıkar. Buna diyalektik denir.

Stalinin diyalektik tanımı: Eskiden diyalektik karşı tarafın ileri sürdüğü delillerde var olan çelişkileri ortaya çıkarmak ve bu delilleri mağlup etmek yoluyla gerçeğe ulaşma sanatıydı.

Cario Hunte: Diyalektik, bir düşünceyle onun karşıtının bir araya gelmesidir. Düşünce(Tez), problemi desteklerden antitez bunu reddetmektedir. Çelişik olan iki görüşün bir arada olması sentezdir. Böylelikle bizi gerçeğe doğru bir adım daha yaklaştırır. Ama iki tane antitez bir araya gelince sorun çözülmez ve işlem yeniden başlar, yeni bir tez gelir, böyle uzar da gider ve sonunda mutlak sona ulaşır.

Diyalektik materyalizm temel olarak maddenin kainatta köklü biricik şey olduğu ve kainattaki herşeyin ve herkesin maddeden çıkıp maddenin kanunlarına mahkum olduğu, maddenin sınırlarının dışında varlığının söz konusu olmadığı iddialarına dayanır.

Muhammed kutub: Gerçek şu ki, materyalist yorum, insanlık hayatında birtakım değerlerin varlığını inkar edip hayatı sadece yemek, içmek, giyinmek, barınmak ve cinsi ilişkiden ibaret görmektedir.

Diyalektiğin kurucusu Marx değildir, Hegel’dir. Hegel, düşüncenin asıl olduğunu ve maddeden önce var olup maddeye egemen olduğunu söylerken, Marx asıl olanın madde olduğunu ve düşünceden önce gelip ona egemen olduğunu söyler.

Diyalektik = dialogos = tartışma esnasında gerçek ortaya çıkıncaya kadar birbirleriyle münakaşa eden iki farklı görüşü temsil eden Yunan felsefi tartışmalarının adı

  • İlah yoktur ve kainat bir maddedir.
  • Evrenin birliği onun maddi oluşundan ibarettir.
  • Madde, düşünceden önce vardır.
  • İnsan maddenin bir ürünüdür. Düşünce, beynin bir ürünüdür, beyin de bir maddedir..

Hümanizm

Hümanizmin anlamı: Bilginin kaynağı Allah değil, insan olması gerekir. Hayatının ve hayatın gereklerinin ne olduğuyla ilgili olarak insanın göz önünde bulundurması gereken kaynak ilahi vahiy değil, insani düşüncelerdir. Aynı zamanda bu düşünce ahiret ve onun gereklerini göz önünde bulundurmaya değil, dünya hayatı ve bu hayatın gereklerini göz önünde bulundurmaya yönelikti.

Rasyonalizm

Brenton diyor ki: Rasyonalizm, kainatın tabiat ötesinden ve tarihin akışı istikametinden Allah’ı ortadan kaldırmayı hedef alır. Çünkü bilimsel bilginin gelişmesi ve parlak bilimsel yöntemlerin kullanılması, aklın kainat karşısındaki gelişmesiyle sıkı sıkıya ilgilidir.

Rasyonalizm: Var olan herşeyin akılla yorumlanması veya bütün varlıkların ispat edilmesi veya reddedilmesi, akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini savunan görüş.

Akıl, kendi düşünme yollarını kullanarak, her şeyi yaratan ve belirli bir ölçü ve düzen içinde takdir eden Allah’a iman etmeye yöneldiği zaman.. kilise kalkıp ona şöyle söylüyor: Hayır, burada Allah’ın bir ortağının varlığı da söz konusudur. Bu Meryem oğlu İsa’dır. Bu, Allah ile birlikte başka ilahtır vs vs . Arkasından bu konu hakkında tartışmaktan menediyor ve aksine davrandığı zaman da dinden çıkmakla itham ediyor.

Aklın, ileri sürülen bu dogmaları kabul etmesi mümkün olmadığından dolayı kilise; bu konuları düşünmeyi ve tartışmayı akla yasaklamış, insanların bu konular hakkında düşünmeye kalkışmalarının imanla çeliştiğini ileri sürmüş ve bir müminin alacağı en iyi kararın, bu dogmaları tartışmasız olarak kabul etmesi, bu konularda işi Allah’a daha doğrusu Papa’ya ve onun etrafında yer alan büyük din alimlerine havale etmesi olduğunu ileri sürmüştür.

Kilise Avrupa’da herkesi kısıtlamış, düşünmelerini bile engellemiş, insanlara çok baskı yapmıştı. Bu asırlar boyu böyle devam etti. İnsanlar dinden nefret etti ve onu hayatın her alanından uzaklaştırmaya çalıştılar. İnsanlar Hristiyanlıktan değil, dinden nefret etti. Bu izm’lerin çıkmasının sebeplerinin başında kilise geliyor aslında.

Ampirizm

Dr Muhammed el-Behiy: İnsanın kainat gerçeklerini elde edebilmesi ve bunları bilebilmesi yalnızca maddi deney yoluyla mümkün olabilir. Bunun anlamı şudur: Gerçek ve kesin bilginin biricik kaynağı, yalnızca gözlem yapan duyulardır. Çünkü gerçekler, hissedilen ve his ile algılanabilen alemde gizlidir. Duyularla algılanan tabiat olaylarının ötesinden bilgi elde etmeye çalışmak ve bu alanda illet bulmaya kalkışmak reddedilmesi gereken bir konudur. Buna göre; Allah’tan uzaklaşmak, varlıkların yaratılmasındaki gayeyi araştırmak, tabiat ötesi üzerinde düşünmek yerine tabiat üzerine düşünmek yani( gayb alemi hakkında düşünmek yerine, duyularla algılanan alem üzerinde düşünmek) konularında rasyonalizm ile ampirizm arasında tam bir uyum söz konusudur.

Ampirizm; tabiat olaylarını zahiri birtakım sebeplere bağlayarak yorumlayan kanun demektir. İşte bu, Avrupada zahiri ve hissedilir olmayan sebeplerin reddedilmesi için bir yol olarak kullanıldı.

Newton’un anlayışına göre tanrı, saat yapan kişiye çok benzer. Ancak kainat saatini yapmış ve ebediyete kadar çalışacak şekilde kurmuştur. Tanrı, yeryüzünde gezip dolaşsınlar diye insanları saatin bir parçası olarak yaratmıştır. Ama Tanrı saate müdahale edememektedir. Müdahale etmek istediği taktirde gücü yetmediği için artık bu Tanrıya dua etmenin gereği de yoktur diyor.

Pozitivizm

Muhammed el behiy: Pozitivist felsefe de kesin bilgi kaynağı olarak sadece tabiatı kabul etti. Pozitivizmin tabiatı bu şekilde değerlendirmesi onun nazarında insanın zihnine hakikati nakşedenin, gerçeği ilham edenin ve kendi belirgin özelliklerini resmedenin tabiat olduğu anlamına gelir. İnsanın aklını oluşturan odur, bu bakımdan insana tabiatın dışında kalan hiçbirşeyden herhangi bir bilgi ulaştırılamaz. Yani tabiatüstünden insana bir şey iletilemez. Aklın kendiliğinden düşündüğü de bir vehimdir, gerçeğin tahayyülüdür.

Buna göre din de vahiy olduğundan, yani tabiat üstü olduğundan bir aldatmacadır.


Komünizm

İslami açıda kapitalizm ile komünizmin arasında pek fark yoktur. İkisi de cahili düzen olup, Allah’ın indirdiğinin dışındaki şeylerle hükmekmektedir.

Komünist teori aşağıdaki ilkeler üzerine kuruludur

  1. Ferdi mülkiyeti ortadan kaldırmak ve yerine toplumsal mülkiyeti getirmek
  2. Proleterya diktatörlüğünü kurup diğer sınıfları ortadan kaldırmak suretiyle sınıflara son vermek
    Zaten ferdi mülkiyeti ortadan kaldırınca, sınıflar da ortadan kalkar. Ama bu yol devrim yoludur. Proleterya sınıfı işin dizginlerini tümüyle eline geçirinceye kadar bol bol kan dökülecektir.
  3. Kadın,erkek farketmeksizin çalışmaya gücü yeten herkesi çalışmakla yükümlü tutmak ve karşılığında tüm vatandaşlara devlet garantisi sağlamak
    Kadınların da çalışması zorunlu, çocuklarına kreşler bakacak. Böylece kadının işi çocukları yüzünden aksamamış olur. Çocuktan başka engeli de yok zaten.
  4. Ücretler arasında eşitlik sağlamak
    Giyim, yiyecek ve konut gibi ihtiyaçların hepsi eşit olarak sağlanır.
  5. Dini ortadan kaldırmak
  6. Herkesten gücü kadar ve herkese ihtiyacı kadar ilkesini uygulamak
  7. Gelecekte hükümeti ortadan kaldırmak, birbiriyle dayanışma halinde olan ve birbirini seven hükümetsiz bir toplum ortaya çıkarmak

Stalin, 1936 yılında Sovyetler Birliği’nin yeni anayasasının kabul edilmesiyle birlikte kar sağlayan sınıfın artık ortadan kaldırıldığını ilan etmişti. Kapitalist bloğa son verildi ama ortaya başka egemen bir sınıf çıktı. Maddi kaynaklar gerçekten kamulaştırıldı ama bunların halkın çocukları arasında paylaştırılması diye bir şey gerçekleşmedi. Aksine bunlar, egemen sınıfın, partinin üst düzey üyelerinin ve siyasi bürokratların mülkleri haline geldi.

Sekülarizm

Sekülarizm, hedefi insanları ahiretle ilgilenmekten alıkoyup yalnızca dünya hayatıyla ilgilenmeye yöneltmek olan sosyal bir harekettir. Bazı insanlar, bu ruhla uluhiyet düşüncesine hücum ediyor, peygamberliği ve vahyi kabul etmiyor, ahiret hayatını, cennetin, cehennemin varlığını reddediyor.
Tanrıların insanı kahretmek istediğini, onu baskı altına alıp yok etmek istediğini savunuyorlar.
İnsan bir başarı gerçekleştirdiği zaman tanrılar onun tepesine musibet yağdırıyorlar ki başarısından lezzet alamasın. İnsan ise kendi açısından sürekli olarak tanrılara karşı meydan okur. Bunu “ promete efsanesi” çok iyi açıklar.

Milliyetçilik ve Yurtseverlik

Yurtseverlik: Bir tek vatan üzerinde yaşayan bütün fertlerin, evlatların, bu vatana bağlılık duygusuyla bağlı olduklarını hissetmeleri ve ona iyice bağlılık göstermeleri demektir. Bu konuda onların ırkları ya da cinsleri ne olursa olsun fark etmez.

Milliyetçilik: Yaşadıkları topraklar ve vatanları değişik bile olsa aynı soydan gelen ve aynı dili konuşan kimselerin tek bir duygu ve sevgi etrafında birleşmelerini gerektirir.

Hucurat 13: Ey insanlar, muhakkak bizler sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizleri büyük halk toplulukları ve kabileler halinde kıldık ki birbirinizle tanışasınız diye. Muhakkak sizin Allah katında en kerim(üstün ve değerli) olanınız en çok takva sahibi olanınızdır.

Milliyetçilik ve yurtseverlik davaları bu ayete karşı çıkıyor.

Gerçekten de İslam dünyasında her şeyden önce yurtseverlik tohumları atıldı, daha sonra bunun arkasından milliyetçilik dönemi geldi.

1.hedef: Haçlı emperyalistlere karşı islami cihad hareketlerini yurtsever hareketlere dönüştürmekti.

2.hedef:  İslami cihad hareketlerini, yurtsever hareketlere dönüştürmek yoluyla politik hareketlere çevirmektir.

3.hedef: İslami cihad hareketlerini politik yurtsever bir hareket haline dönüştürmek sayesinde batılılaşmanın kolaylaştırılmasıdır. Çünkü cihad hareketi İslami bir temel üzerine oturduğu zaman mücahidlerle onların düşmanları arasındaki bütün kapılar kapalı olur. Onlar, ne düşmanlarının düşüncesinden, ne inançlarından, ne geleneklerinden ne de yaşayış şekillerinden bir şey alırlar. Fakat Cihad hareketi politik yurtsever harekete dönüşünce engeller bazı şeyleri almaya müsaade edecek şekilde incelir. Mısırlılar İngilizlerden neyi öğrendiler? Çok sıkı çalışmayı mı, yoksa sarhoşluğu, kötü ahlakı mı?

Siyonizmin babası Hertzl’in Abdulhamide giderek, Osmanlının tüm borçlarını ödeme karşılığında Filistinden bir yurt isteme muhabbetini hepimiz biliyoruz. Abdülhamidin bu teklifi reddettiğini de..
İşte bu noktada olan oldu, Yahudiler önce sultan Abdülhamidi azletmek, daha sonra halifeliği ortadan kaldırmak için plan kurmaya başladılar. Bunun için kullanılacak araç milliyetçilikti.

Batıdan hicret edip balkanlara yerleşen Yahudiler ittihat ve terakki cemiyetinin kurucuları oldular. İttihat ve terakki, türklerin islama girişlerinden önceki milliyetleri olan Turancılığı ortaya koydu. Ayrıca Terakki devletin türkleştirilmesini yani devlet görevlerinin türklere verilmesi zorunluluğunu da ilan etti. Bunun anlamı ise, Arapların, türklerin yönetiminde zulme uğradıkları ve haklarının verilmediği duygusuna kapılmaları demekti. İşte bu noktada, islama karşı Yahudilerle yan yana çarpışan haçlılık, arapları tavlayarak onlara lawrence’i gönderdi. Lawewnce’in görevi Turancılık milliyetçiliğine tepki olarak Arap milliyetçilik ruhunu alevlendirmek ve halifelik devletine karşı büyük arap devrimini oluşturmaktı.

İş gayet basit bir şekilde Müslümanlar farkına varmadan gerçekleşti.

Turancılık davası arapları içten içe rahatsız ediyor. Şeytan da körüklüyordu. Müslüman araplara şöyle diyorlardı: Sizler halifeliğe Turancılardan daha kayıksınız, zulme karşı ne diye susuyorsunuz, niye ayaklanmıyor ve Türklerden bağımsızlığınızı geri almıyorsunuz?

Sultan Abdülhamid oynanan oyunun tümüyle farkındaydı. Müdahale etmek istedi. Oyunu kimin tezgahladığını gayet iyi biliyordu. Ama Abdülhamidi yurtiçinde diktatörlükle ve haksızlıkla, yurtdışında ise azınlıkları baskı altında tutmakla suçluyorlardı ve amaç Abdülhamidi gözden düşürmekti.

“ Al-i imran 118”: Ey iman edenler, kendinizden başkasını kendinize dost ve sırdaş edinmeyin. Onlar sizi bozmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların ağzından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde dizginledikleri kin ise daha büyüktür. Düşünürseniz şayet, biz size ayetlerimizi uzun uzun açıkladık.

“Maide 61” : Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veli(dost) edinmeyin. Onlar birbirinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o onlardandır.

Bu sakındırmalara rağmen Türkler, İttihat ve Terakkide, başka Müslümanlar ise arapçılık ve arap milliyetçiliği adı altında faaliyet gösteren Hristiyanları veli ediniyorlardı. Halifeliğe karşı savaşan Arap ordusunun komutanı olan Lord Allenby şunları söylüyor “ Şayet Arap ordusunun ve arap işçilerinin bizlere yardımı olmasaydı, Türkiyeye karşı üstünlük sağlayamazdık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir