Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları

Öteden beri mal ve canın feda edilmesine, bunları faydalı kılan şeyin ne olduğuna bakılmaksızın en yüksek paye verilmiştir. Sorun yalnızca bir fedakarlık meselesi değildir oysa. Bu yetmez; çünkü mal ve canın feda edilmesi, gerekli teknik şartlar yerine getirildiğinde ancak meyvelerini verir.

Toplumun sağlamlığını ve ilişkiler ağının sağlamlığını sınamak yine topluma ait yasaları bilen kimse için mümkündür. Ayrıca bu kimseler toplumsal rahatsızlıkları teşhis etmek üzere toplumun ortaya koyduğu değerleri analiz edip mevcut gelişmeleri yorumlayabilirler. Toplumsal yasaların uzmanı olan kimse için toplum içinde kökleşmiş görüşleri kavramak ve gereğince onları değiştirecek uygulamalara girişmek imkan dahilindedir. Yanı sıra böyle kimseler toplumun kuvvet ve sağlamlığını atıl bırakan mikropların üremesine meydan vermediği bir korunma sistemi geliştirebilirler. Veba salgınında hasralar nasıl karantinaya alınıyorsa, toplumsal hastalıklar esnasında da karantina uygulanabilir ve hastalıklı düşüncelere aşı uygulaması yapılabilir.
Toplumsal zıtlaşmalar, zor şartlarda yardımlaşmadan yüz çevirme, bireylerin birbirini türlü biçimlerde itham etmeye başlamaları, eski kuşağın, hataları devralınan kimseler olarak anılmaya başlanması, toplumsal görevin yerine getirilişinde oluşan çelişkilerden hiç rahatsızlık duyulmaması, ilmi istemek konusunda geneli içine alan bir tembellik, tarihin verdiği dersten yüz çevirmek… Tüm bu toplumsal hastalıklar insanların akıllarına isabet eder ve onları atıl bırakıp aptallaştırır. Bu tehlikelerin kaynaklandığı yer ise kimi öteden beri var olan, kimisi de yeni bulaşmış fikri hastalıklarla kokuşmuş olan bir ortamdır.

Antik çağlarda insanoğlu Ay ve Güneş üstüne düşünceler ileri sürmüştü ve fakat bu düşüncelerin yanlışlığı Güneş ve Ay’ın yörüngelerinde hiçbir değişiklik oluşturmadı. Bu fikirler yüzünden evrenin düzeninde hiçbir değişme olmadı. Ay ve Güneş’in tabi olduğu yasalar değişmeden kaldı. Bugüne kadar da bu yasalar değişme ihtiyacı göstermedi.

Toplumsal sorumluluğa yani toplumun tümden yargılanmasına gelince, bu da Allah’ın şu sözleriyle açıkça belirtilmiştir: “İçinizden yalnızca zalimlere isabet etmekle kalmayacak olan fitneden çekinin ve bilin ki Allah, Şedidül-İkab’tır” (Enfal-45)

Buna Resül(sav) hadisi de işaret etmektedir. Kendisine “İçimizde salihler varken de mi helak olacağız?” diye sorulduğunda “Evet” demiştir. “Kötülük çoğaldığında bekleyin bunu.” Demek ki nasıl nimet ve musibet geneli içine alıyorsa, toplumun dünyadaki muhasebesi de toplumsal olacaktır doğal olarak. Toplumun tanımı konusunda bunu anlamak gerekmektedir.

İki nimet vardır ki insanların çoğu onlardan gafildir; sağlık ve boş vakit.
Rızık da bir nimettir. Bunun gibi zenginlik, organların sağlamlığı, çoluk çocuğun esenliği, meskenlerin temizliği, sevgi, kardeşlik… hepsi nimettir.

Onlar nefslerinde olanı değiştirmedikçe… ( Ra’d – 11)

Bu ayet, bir kere fikirlerin nefse yerleştirilebileceğini ifade eder. Aynı şekilde nefste yer tutmuş kavramların kaldırılıp yerine başkalarının konulabileceğini de.

Bir kere 10’un 3’ten büyük olduğunu bilmişim. Biri tutup bana, “Hayır 3, 10’dan büyüktür; delilim de şu ki, ben bu asayı yılan haline çeviriyorum.” deyip de çevirseydi ve ben de bunu gözlemleseydim, yine de bilgimden şüphe etmezdim. Ve benim gösterdiğim tepki, onun bu işi nasıl yapabildiğine şaşırmaktan ibaret olurdu.

Bir masal anlatılır: Gücü insanı dehşete ve hayrete düşüren, şöhreti ufukları tutmuş bir dev varmış. Bu deve dair ağızdan ağıza dolaşan rivayetler, yakın bir kentte oturan başka bir devin kulağına da gelmiş. Bu dev, insanların ağzında dolaşan rivayetlere bakarak onunla tanışmak istemiş ve iltifatlarla dolu bir mektup göndererek dostluğunu arz etmiş, muhabbet talebinde bulunmuş. Ne var ki cevap hiç de umduğu gibi çıkmamış, ondan, haddini bilmesini isteyen küstahça bir cevapmış bu. Bunun üzerinde edebsizce karşılıkta bulunan bu gururlu dev karşısında onurunu kurtarmak için intikam almaya karar vermiş. Yola çıkmış koşa koşa mağrur devin bulunduğu yüksek varoşlarına ulaşmış. Hasmının arzı titreten ayak seslerini duyan mağrur devin dizlerinin bağı çözülmüş, rengi atmış. Durumu anlayan karısı biçare kocasına işaretle, yatağa girmesini istemiş ve üstüne de yorganı atmış… Öfkeli dev oraya ulaşınca o insan kadri bilmeyen mağrur, utanmaz herifin nerede olduğunu sormuş ve ona dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğini, insanlara nasıl karşılık verilirmiş öğreteceğini eklemiş. Diğer devin karısı “hişt” demiş, “yavaş konuş, çocuğu uyandıracaksın” ve yorganın altından uzanan iki ayağı göstermiş öfkeli deve. Bu iki ayağı gören öfkeli devin kalbine bir korku düşmüş. Başından bir kova soğuk su dökülmüş gibi kalakalmış. Çocuk buysa babası kim bilir nasıldır diye düşünerek paldır küldür, kaçarak geri kaçmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir